Nazife Haskılıç
  23-11-2019 20:29:00

Bir Öğretmenin Kızı: ‘’Adsız Kahramanlar’’

Öğretmenlik bir meslek değil, yaşam biçimidir.

Kuşkusuz ki ilk öğretmenlerimiz doğduğumuz andan itibaren anne ve babamızdır. Daha dünyaya gözlerimizi açar açmaz bizlere ellerinden geldiğince ilgi, sevgi ve öğrettikleri bilgilerle, çocuğumu kendisine ve topluma nasıl faydalı bireyler haline gelirler ve kendi ayakları üzerlerinde nasıl durabilirler, diye çırpınıp dururlar.

İşte o üzerlerine titredikleri çocuklarını, okul çağına geldiklerinde de fedakarlığın timsali öğretmenlere emanet ederler.

Fedakardır Öğretmen

Kalbi öğrencilerine vereceği bilgiler ve sorumlulukla çarpar durur. Karşılıksız bir sevgiyle sever öğrencilerini ayrım gözetmeksizin. Her birini kendi çocuğu gibi görür, gözetir.

Tek isteği topluma faydalı bireyler yetiştirip, ilmin ışığında güzel medeniyetler bırakmaktır geleceğe.

Vatanseverdir Öğretmen

Ülkesinin neresine olursa olsun her türlü şartta gider ve gururla icra eder ilmini.

Anne-babanın kaldığı yerden devam ettirir hayatı. Işık tutarak, daha çok bilgi katarak, kendi çocuğunu yetiştirir gibi sorumlulukta ve azimde, tazecik bir fidana hayat verir gibi..

Bu satırları inanın son derece gerçeklik ve samimiyetle yazıyorum.

Çünkü ben bir öğretmen kızıyım

Ben babamı emekli olana kadar hep öğrencileri için çabalayıp hayatından, yeri geldi çocuklarından yeri geldi sağlığından ödün vererek; ama bir o kadarda yaptığı vazifenin kutsallığının bilincinde ve hayata hazırladığı pırıl pırıl öğrencilerinin gururuyla yaşarken gördüm.

Ülkemin doğusu batısı demeden ışığını, yetiştirdiği tüm çocuklarına dağıttı.

Tabi mesleğini bir yaşam biçimi olarak gördüğü için bu durum bana ve kardeşlerime de yansıdı.

Her türlü şart ve koşullarda yaşarken babamın bu kutsal vazifesinin geri dönüşümü; emeklerinin karşılığını vermiş, kendi ayaklarının üzerinde duran, güzel meslekler edinen, hatta meslektaşları olan öğrencileri oldu.

Hepimizin hayatında adeta sihirli değnek etkisi yapan bir öğretmenimiz mutlaka olmuştur.

Hayatımıza farklı bir anlam katan, bizi yönlendiren, bilgisiyle bize ışık saçan, bir heykel tıraş ustalığıyla bizi hayata hazırlayan..

Benimde hayatımda, bana edebiyatı severken daha çok sevdiren, bana bilgileriyle ışık tutan, duruşuyla, meslek aşkıyla görevini icra eden Fatma öğretmenim oldu.

Yıllar geçti hâlâ desteğini ve ilgisini, yazılarımı takip ederek ve bana yazarken yaptığım hatalarda yol göstererek ışığını tutuyor.

Eminim birçok öğrencisinin hayatına güzel dokunuşlar yapmaya devam ediyordur emektar öğretmenim.

Hakkınız ödenmez minnettarım ve ellerinizden öpüyorum.

Bir öğretmen için en güzel gurur, emeklerinin karşılık beklemeden bir karşılık bulmasıdır muhakkak.

Öğretmenlik mesleğinin tarihçesine bakarsak eğer; Sümerlerden eski Mısırlılara, Çin ve Hindularda da öğretmenliğin ayrı bir yeri varmış.

Örneğin Konfüçyüs Çin tarihinin en özel öğretmeni olarak anılıyor. Könfüçyüs'a göre, bir kimse sürekli yeni bilgiler elde ederek eski bilgisini geliştirmeye çalışırsa, o kimse başkalarının öğretmeni olabilir.

Antik Yunandaki sofistlerin tarihin ilk ücretli öğretmenleri olduğu söyleniyor. Gramer, retorik, diyalektik, ahlak, hukuk ve tarih gibi dersler veriyorlardı.

Bu dönemde yaşamış Platon " Öğretmenlik Tanrı mesleğidir." demiştir. Roma'nın yükseliş döneminde de öğretmenlere saygı gösterilmiş, ev ve maaş verilmiş, vergiden muaf tutulmuşlardır.

Ortaçağ Hristiyan dünyasında din adamları aynı zamanda öğretmenlik yapmışlar" Her bilgi ilahidir ve Tanrıya ulaşmada kullanılır," sözünü temel ilke yapmışlardır. (Kaynak:Şahin Aybek- Eğitimci Yazar)

Ortaçağ İslam dünyasında Hz. Muhammed peygamberlikle, vahiy yoluyla gelen Allah'ın emirlerini insanlara bildirerek bir nevi öğretmenlik yapmıştır.

Selçuklu ve Osmanlıda da öğretmenliğe ( müderris denilirdi) büyük önem verilir ve son derece saygı duyulurdu.

Çağdaş anlamda öğretmenlik, Fransız devriminin cereyan etmesinden sonra kamusal bir görev haline gelmiştir.

Batıda ilk öğretmen okulları 1800’li yıllarda kurulurken, Türkiye'de 16 Mart 1848 de "Darülmuallimin " adıyla açılmıştır.

Hz. Ali'nin " Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum." sözüyle öğreticiliğin ve bilginin ne kadar değerli olduğunu işaret etmiştir.

" Memleket evladı, her öğrenim aşamasında ekonomik hayatta verimli, etkili ve başarılı olacak surette donatılmalıdır." diyen Mustafa Kemal " Ögretmenler Yeni Nesil Sizin Eseriniz Olacaktır! " sözüyle öğretmenlerin önemini vurgulamıştır.

Millet mekteplerinde yazı tahtasının başına geçerek dersler vermiştir.

1928 de Bakanlar kurulunca yapılan toplantıda Mustafa Kemal 'e " BAŞ ÖĞRETMENLİK" unvanı verilmiştir.

24 Kasım Atatürk'ün Başöğretmenliğini kabul ettiği gündür.

1981 yılından beri 24 Kasım'da emektar öğretmenlerimizin günü olarak kutlanmaktadır.

Bu kutsal mesleği gururla icra eden gelmiş geçmiş tüm fedakar öğretmenlerimizin öğretmenler gününü büyük bir minnettarlıkla kutluyorum.

Sizler ışığınızı yaydığınız sürece yeni nesiller hep aydınlık olacaktır…

  Bu yazı 603 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI